bs"d
shomer shabat
Perşembe, Mart 10, 2016
Salı, Mart 08, 2016
KORKUTUCU AMA ACI BİR GERÇEK
bs"d
Israel'de secüler kesimin dindarlara ve özellikle Harediler'e karşı olan mesafeleri ve korkularının suçlusu kim meselesinde iki taraf, aşırı secularist ateist kurumlaşma ve aynı zamanda da secüler toplumu bazen düşman gibi görüp onlardan kaçan ve bu kaçış sürecinde kendini daha da yabancılaştıran Haredi kurumlaşma suçu paylaşmakta.
Pew araştırma kurumunun Israel Yahudiler'i üzerine yayınladığı rapordan bir bölüm çok acı verici:
Israel'de secüler kesimin dindarlara ve özellikle Harediler'e karşı olan mesafeleri ve korkularının suçlusu kim meselesinde iki taraf, aşırı secularist ateist kurumlaşma ve aynı zamanda da secüler toplumu bazen düşman gibi görüp onlardan kaçan ve bu kaçış sürecinde kendini daha da yabancılaştıran Haredi kurumlaşma suçu paylaşmakta.
Pew araştırma kurumunun Israel Yahudiler'i üzerine yayınladığı rapordan bir bölüm çok acı verici:
Ufak bir ülkede yaşamalarına ve bir çok geleneği paylaşmalarına rağmen aşırı dindar ve secüler Yahudiler çok az yakın arkadaşları paylaşarak ve kendi grupları dışında çok az evlilikler yaparak büyük bir ölçüde ayrı sosyal dünyalarda yer almaktalar. Araştırma Israel'de yaşayan secüler Yahudiler'in bir gün çocuklarının Haredi biri ile evlenme ihtimalinden Hristiyan biri ile evlenmesi ihtimalinden çok daha büyük bir rahatsızlık duymakta olduklarını ortaya koyuyor.
Araştırmayı tamamı ile okuyup analiz edebilmek isteyenler için: Israel’s Religiously Divided Society
İLK FAŞİTLER ANTİSEMİT DEĞİLLERDİ
bs"d
Yine "The Anatomy of Fascism" kitabından bir değerlendirme.
Modern antisemitizmin (Kilise kökenli antisemitizm dışında) kökeninde sosyalizmin yattığı üzerine olan fikirleri daha evvel paylaşmıştım. (Bölüm 1, 2, 3, 4)
Faşizmin de özünde bu duyguların var olması gerektiğine inanmak (daha sonraki sonuçlarına bakarak) gayet doğal. Ancak kitabın yazarı Robert Paxton verilere dayanarak bunun böyle olmadığını söylüyor:
Yine "The Anatomy of Fascism" kitabından bir değerlendirme.
Modern antisemitizmin (Kilise kökenli antisemitizm dışında) kökeninde sosyalizmin yattığı üzerine olan fikirleri daha evvel paylaşmıştım. (Bölüm 1, 2, 3, 4)
Faşizmin de özünde bu duyguların var olması gerektiğine inanmak (daha sonraki sonuçlarına bakarak) gayet doğal. Ancak kitabın yazarı Robert Paxton verilere dayanarak bunun böyle olmadığını söylüyor:
Pazartesi, Mart 07, 2016
BENZERLİĞİN BU KADARI DA İKİZLERDE OLUR
bs"d
Faşizm kendine has bir ideoloji olmak yerine bütün diğer ideolojilerin altında toplanabilecekleri bir tente.
Kısaca Komünizme de, Nazizme de, her türlü teokrasi ve bilimum "izm"lerin hepsine gerektiğinde tente olabilecek bir kavram.
23 Mart 1919 Pazar sabahı temelleri Milano'da atılan Faşist Örgütlenme kendi başına bir varlık olmak isterken hiç bir yenilik sunmuyordu. Temel programlarına bakacak olursanız milliyetçilik eklemesi disnda her şeyin sosyalist, komünist amaçlarla aynı olduğunu göreceksiniz. Temelde.
Yani faşist solcular denildiğinde hiç bir sorun yok. Veya solcu faşitler.
Diğer tüm izmlere de uygulayın belli durumlarda uyduğunu göreceksiniz.
Ama tabii tüm solcular faşist mi? Tabii ki hayır.
Ama sistemin içinde hazır.
Hatta hümanist geçinenlerde bu dozu biraz daha da yüksek olarak bulacaksınız.
Faşizm kendine has bir ideoloji olmak yerine bütün diğer ideolojilerin altında toplanabilecekleri bir tente.
Kısaca Komünizme de, Nazizme de, her türlü teokrasi ve bilimum "izm"lerin hepsine gerektiğinde tente olabilecek bir kavram.
23 Mart 1919 Pazar sabahı temelleri Milano'da atılan Faşist Örgütlenme kendi başına bir varlık olmak isterken hiç bir yenilik sunmuyordu. Temel programlarına bakacak olursanız milliyetçilik eklemesi disnda her şeyin sosyalist, komünist amaçlarla aynı olduğunu göreceksiniz. Temelde.
Yani faşist solcular denildiğinde hiç bir sorun yok. Veya solcu faşitler.
Diğer tüm izmlere de uygulayın belli durumlarda uyduğunu göreceksiniz.
Ama tabii tüm solcular faşist mi? Tabii ki hayır.
Ama sistemin içinde hazır.
Hatta hümanist geçinenlerde bu dozu biraz daha da yüksek olarak bulacaksınız.
Sadece iyice bakmayı bilin.
SOLUN ANTİSEMİTİZMİ ÜZERİNE -- ROGER COHEN
bs"d
Kendisini bir Siyonist olarak tanımlayan ve aynı zamanda da Israel'i eleştirmekten kaçınmayan NY Times köşe yazarı Roger Cohen'in kaleminden özellikle Üniversite Kampüslerini domine eden sol antisemitizmi üzerine taze taze, bu sabah yayınlanan makalesi.
Alıntı:
Kendisini bir Siyonist olarak tanımlayan ve aynı zamanda da Israel'i eleştirmekten kaçınmayan NY Times köşe yazarı Roger Cohen'in kaleminden özellikle Üniversite Kampüslerini domine eden sol antisemitizmi üzerine taze taze, bu sabah yayınlanan makalesi.
Alıntı:
Fathom magazinine yazan Johnson solun anti-semit anti-siyonizminin üç ana içeriğini şu şekilde belirtiyor. Birinci olarak, "Yahudi ana yurdunun iptal edilmesi; Israel'in yanında bir Filistin değil, Israel yerine bir Filistin."
İkinci, "Siyonizm'in ırkçılık olduğunu öngören ve Israel'in sistematik olarak Nazileştiridiğini iddia eden aşağılayıcı entelektüel bir tartışma."
Üçüncü olarak, "Küresel çapta, bir devleti -sadece ve sadece tek bir devleti- insanlığın ekonomik, kültürel ve eğitim hayatından dışlayan bir sosyal, toplumsal örgütleşme."
Makalenin tümü için:
An Anti-Semitism of the Left
Eğer linke ulaşamazsanız diye makalenin tümünü buraya da ekliyorum:
MARCH 7, 2016
Roger Cohen
LONDON — Last month, the co-chairman of the Oxford University Labour Club, Alex Chalmers, quit in protest at what he described as rampant anti-Semitism among members. A “large proportion” of the club “and the student left in Oxford more generally have some kind of problem with Jews,” he said in a statement.
Chalmers alluded to members of the executive committee “throwing around the term ‘Zio,”’ — an insult used by the Ku Klux Klan; high-level expressions of “solidarity with Hamas” and explicit defense of “their tactics of indiscriminately murdering civilians;” and the dismissal of any concern about anti-Semitism as “just the Zionists crying wolf.”
The zeitgeist on campuses these days, on both sides of the Atlantic, is one of identity and liberation politics. Jews, of course, are a minority, but through a fashionable cultural prism they are seen as the minority that isn’t — that is to say white, privileged and identified with an “imperialist-colonialist” state, Israel. They are the anti-victims in a prevalent culture of victimhood; Jews, it seems, are the sole historical victim whose claim is dubious.
A recent Oberlin alumna, Isabel Storch Sherrell, alluded in a Facebook post to the students she’d heard dismissing the Holocaust as mere “white on white crime.” As reported by David Bernstein in The Washington Post, she wrote of Jewish students that, “Our struggle does not intersect with other forms of racism.”
Noa Lessof-Gendler, a student at Britain’s Cambridge University, complained last month in Varsity, a campus newspaper, that anti-Semitism was felt “in the word ‘Zio”’ flung around in left-wing groups.” She wrote: “I’m Jewish, but that doesn’t mean I have Palestinian blood on my hands,” or should feel nervous “about conversations in Hall when an Israeli speaker visits.”
The rise of the leftist Jeremy Corbyn to the leadership of Britain’s opposition Labour Party, appears to have empowered a far left for whom support of the Palestinians is uncritical; and for whom, in the words of Alan Johnson, a British political theorist, “that which the demonological Jew once was, demonological Israel now is.”
Corbyn is no anti-Semite. But he has called Hamas and Hezbollah agents of “long-term peace and social justice and political justice in the whole region,” and once invited to Parliament a Palestinian Islamist, Raed Salah, who has suggested Jews were absent from the Twin Towers on 9/11. Corbyn called him an “honored citizen.” The “Corbynistas” on British campuses extol their fight against the “racist colonization of Palestine,” as one Oxford student, James Elliott, has put it. Elliott was narrowly defeated last month in a bid to become youth representative on Labour’s national executive committee.
What is striking about the anti-Zionism derangement syndrome that spills over into anti-Semitism is its ahistorical nature. It denies the long Jewish presence in, and bond with, the Holy Land. It disregards the fundamental link between murderous European anti-Semitism and the decision of surviving Jews to embrace Zionism in the conviction that only a Jewish homeland could keep them safe. It dismisses the legal basis for the modern Jewish state in United Nations Resolution 181 of 1947. This was not “colonialism” but the post-Holocaust will of the world: Arab armies went to war against it and lost.
As Simon Schama, the historian, put it last month in the Financial Times, the Israel of 1948 came into being as a result of the “centuries-long dehumanization of the Jews.”
The Jewish state was needed. History had demonstrated that. That is why I am a Zionist — now a dirty word in Europe.
Today, it is Palestinians in the West Bank who are dehumanized through Israeli dominion, settlement expansion and violence. The West Bank is the tomb of Israel as a Jewish and democratic state. Palestinians, in turn, incite against Jews and resort to violence, including random stabbings.
The oppression of Palestinians should trouble every Jewish conscience. But nothing can justify the odious “anti-Semitic anti-Zionism” (Johnson’s term) that caused Chalmers to quit and is seeping into British and American campuses.
I talked to Aaron Simons, an Oxford student who was president of the university’s Jewish society. “There’s an odd mental noise,” he said. “In tone and attitude the way you are talked to as a Jew in these left political circles reeks of hostility. These people have an astonishingly high bar for what constitutes anti-Semitism.”
Johnson, writing in Fathom Journal, outlined three components to left-wing anti-Semitic anti-Zionism. First, “the abolition of the Jewish homeland; not Palestine alongside Israel, but Palestine instead of Israel.” Second, “a demonizing intellectual discourse” that holds that “Zionism is racism” and pursues the “systematic Nazification of Israel.” Third, a global social movement to “exclude one state — and only one state — from the economic, cultural and educational life of humanity.”
Criticism of Israel is one thing; it’s needed in vigorous form. Demonization of Israel is another, a familiar scourge refashioned by the very politics — of identity and liberation — that should comprehend the millennial Jewish struggle against persecution.
Pazar, Mart 06, 2016
SOLUN YAHUDİ PROBLEMİ
bs"d
Kendisinin de dahil olduğu liberal solun Yahudiler ile olan problemlerini cesurca ifade eden Professor Simon Schama'nın "liberal solun Yahudi problemi" üzerine yazdığı makaleyi paylaşıyorum.
Alıntı:
Kendisinin de dahil olduğu liberal solun Yahudiler ile olan problemlerini cesurca ifade eden Professor Simon Schama'nın "liberal solun Yahudi problemi" üzerine yazdığı makaleyi paylaşıyorum.
Alıntı:
Yahudi ne yapabilirdi? Marx'ın editörü ve dostu olan Komünist Moses Hess sosyalist devrimin Yahudi'nin varlığının normalleşmesi yönünde hiç bir işe yaramayacağı hakkında ileri bir görüş ile ikna olmuştu. Sadece bir çok sosyalistin Yahudileri emancipe etmenin büyük bir yanlış olduğunu düşünmelerinden dolayı değil. Hess'e göre sadece Yahudinin kendi geleceğini tayin etmesi onu sağın ve solun bu Yahudi korkusundan korunmasını sağlayacaktı. [Hess] İlk sosyalist Siyonist oldu.
Makalenin tümü için:
The left’s problem with Jews has a long and miserable history
Cumartesi, Mart 05, 2016
NE BİLİYORDUK?
bs"d
Biri Amerikalı, diğeri Alman iki araştırmacı yazarın 20 senelik bir uğraşları ve yüzlerce röportajlarını işleyen "What We Knew" adlı kitaplarından ilginç alıntılardan biri.
Röportajlarını Soa'dan kurtulan Yahudiler ile ve aynı günlerin averaj Alman vatandaşları ile yapmışlar.
Değişik kategorilere ayrılmış kitaptan:
Almanlardan daha Alman olan Yahudiler hakkında.
Hitler'i önce desteklemiş, hatta bir Yahudi Alay'ı kurmasını dahi kendisinden istemiş Yahudiler.
Sermaye her zaman diktatörü desteklemeye hazırdır. Zamanında Hitler'i ve Mussolini'yi destekleyen sanayiciler gibi bugün de yine kendileri %1'i temsil ediyor olmalarına rağmen bu platform üzerinden etraflarına kafasızları toplamaya çalışan günümüzün diktatörlerini de desteklemelerine şaşırmamak gerekir.
Ne de olsa bugünün "sermayeleri" Google, Facebook, Microsoft veya Apple'ın Komünist dikta sözü verenler etrafında toplanmaları da aynı şekilde ve aynı mantık ile.
Biri Amerikalı, diğeri Alman iki araştırmacı yazarın 20 senelik bir uğraşları ve yüzlerce röportajlarını işleyen "What We Knew" adlı kitaplarından ilginç alıntılardan biri.
Röportajlarını Soa'dan kurtulan Yahudiler ile ve aynı günlerin averaj Alman vatandaşları ile yapmışlar.
Değişik kategorilere ayrılmış kitaptan:
Almanlardan daha Alman olan Yahudiler hakkında.
Hitler'i önce desteklemiş, hatta bir Yahudi Alay'ı kurmasını dahi kendisinden istemiş Yahudiler.
Sermaye her zaman diktatörü desteklemeye hazırdır. Zamanında Hitler'i ve Mussolini'yi destekleyen sanayiciler gibi bugün de yine kendileri %1'i temsil ediyor olmalarına rağmen bu platform üzerinden etraflarına kafasızları toplamaya çalışan günümüzün diktatörlerini de desteklemelerine şaşırmamak gerekir.
Ne de olsa bugünün "sermayeleri" Google, Facebook, Microsoft veya Apple'ın Komünist dikta sözü verenler etrafında toplanmaları da aynı şekilde ve aynı mantık ile.
TRUMPOLİNİ
bs"d
ABD Başkanlığına aday olan Donald Trump'ın geçenlerde Mussolini'nin bir söylemini tweet etmesi ABD basınında konu olmuştu. (100 yıl bir koyun gibi yaşamak yerine 1 gün bir aslan gibi yaşamak daha iyidir.)
Ayrıca Trump bilgisizliğinden veya umursamazlığından dolayı her ne kadar devamlı sorulsa dahi Başkan olursa ne gibi bir program uygulayacağı hakkında hiç bir fikir vermemekte.
Elime yine güzel bir kitap geçti. Columbia Üniversitesin'de öğretim görevlisi olan Robert O. Paxton'un "The Anatomy of Fascism" adlı kitabı.
Kitaptan başka konular da paylaşılacak kadar ilginç ve değerli ancak günün özellikle en popüler konularından olan ABD Başkanlık seçimleri ile ilgilenenler için çok ilginç bir paragrafı paylaşıyorum.
Trump ile Mussolini arasındaki diğer benzerliklerden bir tanesi daha:
ABD Başkanlığına aday olan Donald Trump'ın geçenlerde Mussolini'nin bir söylemini tweet etmesi ABD basınında konu olmuştu. (100 yıl bir koyun gibi yaşamak yerine 1 gün bir aslan gibi yaşamak daha iyidir.)
Ayrıca Trump bilgisizliğinden veya umursamazlığından dolayı her ne kadar devamlı sorulsa dahi Başkan olursa ne gibi bir program uygulayacağı hakkında hiç bir fikir vermemekte.
Elime yine güzel bir kitap geçti. Columbia Üniversitesin'de öğretim görevlisi olan Robert O. Paxton'un "The Anatomy of Fascism" adlı kitabı.
Kitaptan başka konular da paylaşılacak kadar ilginç ve değerli ancak günün özellikle en popüler konularından olan ABD Başkanlık seçimleri ile ilgilenenler için çok ilginç bir paragrafı paylaşıyorum.
Trump ile Mussolini arasındaki diğer benzerliklerden bir tanesi daha:
ABD ve insanlığın başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri olan Hillary'nin Başkanlığı söz konusu olursa umarım bu tehlikeyi engellemek için Trump'a oy vermek zorunda kalmayacağımız bir durum doğar.
Demokratlar'dan, Cumhuriyetçiler'den veya bağımsızlardan elle tutulur bir aday çıkması için dua ediyoruz. (Bloomberg değil.)
Yoksa eğer Hillary ile Trump arasında seçim yapmak zorunda kalacaksak nevela ile taref arasında ille de tarefi seçmek zorunda kalmak çok acı bir durum.
Arada geçenlerde Trump'ın eşi ile evinde bir röportaj yapıldı.
Mobilyalar aynen Tayyip stilinde.
Yani anlayın durumu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













