shomer shabat

SHALOM GAZETESI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SHALOM GAZETESI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Haziran 16, 2014

ZINCIRLEME REAKSYON

bs"d

Kronolojiye dikkat:


1-
3 oglumuz Araplar tarafindan kacirildiktan 4 gun sonra Shalom haberi yayinladi. (Ozurleri - sebepleri oldugunu biliyorum ama  o baska konu)


2-
Abbas kinadi.



3-
J-street kinadi




Yani anlayacaginiz Shalom'un ustune buyuk bir sorumluluk dusuyor.
Haberi okuyan Abbas kinayinca J-street te devreye girdi.

Zincirleme reaksiyon budur.

Salı, Mayıs 21, 2013

SHALOM'DAN ISGALCI ISRAEL

bs"d
*(Resim ile ilgili aciklama asagida)

36 bin ayak yuksekten Dogu'dan Bati'ya yol alirken yazamadan edemedim. Havaalaninda Facebook'ta Shalom'un sayfasinda asagidaki haberi gorunce dayanamadim.

Shalom gazetesi (Jstrasse'nin Turkiye subesi) yine tasi gedigine oturttu:


İsrail işgali altında yaşayan iki aşığın trajik hikayesini anlatan Filistin yapımı Omar adlı film, Cannes Film Festivali’nde büyük beğeni topladı.


Israel'i isgalci olarak tanimlkayan Yahudi ve Israel dusmanlari ile saf tutmakla yetinmeyip bir de uzerine Yahudi kanini dokerek beslenen Arap teroristleri TIRNAK ICINDE olsa dahi "Filistin ozgurluk savascilari" olarak yazmayi da unutmadilar.

Bu tip haberlere boyle deyimler ile yaklasarak kime "iyi Yahudi" olarak gorunmeye calisiyorsunuz?

Eger gercekten Arap kesimin Urdun nehri ile Akdeniz arasindaki topraklar uzerine olan tezi ile ayni fikirde iseniz o zaman lutfen en azindan onlar kadar (veya onlarin icindekiler kadar) durust olup Hayfa, Tel-Aviv ve Akko'nun da (kusura bakmayin ama Bat Yam ile Ramat Aviv'in de) Yahudi isgali altinda oldugunu kabul edin. 

Fikir birligi yaptiginiz Araplar icin Hebron ile Hertzeliya arasinda bir fark yok. Ikisi de Dar-ul Islam.
En azindan Israel'de yasayan Yahudiler'e karsi ayirimcilik yapmayin. Ya hepsinin evinden sokulmesine destek olun ya da hic birinin. Israel Yahuda Shomron'da isgalci ise Tel Aviv'de de isgalci. 

Gerci ayrimcilik "aydin"ligin golgesidir.

*Resim ile Shalom gazetesindeki haberin ilgisi, sadece Israel'i kimlerin "isgalci" olarak tanimladiklarinin altini cizmek acisindandir.

Çarşamba, Şubat 20, 2013

MANTIKSIZ SAVAS VEYA MANTIKLI AUSCHWITZ -- SHALOM MANTIGI

bs"d


Shalom yine yakaladi.


Mantikli olan ne acaba?

Keske biraz zahmet edip bize haberin kaynagini gosterseler de anlasak acaba haberin kaynagi da bu sekilde bir yorum ile mi baslamis?
Eger haber ise "haber olarak" verilmeli. 
Eger yorum ise (savasin mantiksizligi), o zaman da yorum olarak.

Soz konusu filmin traileri: rock the casbah
Haberle ilgili kaynak aradim: En yakin bunlari buldum: Jerusalem PostYediyotJTA

Birinci Intifada senelerini konu alan film ile "savasin mantiksizligi"nin alakasi nedir?
Dogru veya yanlis Israel bu filmin konusunu ettigi senelerde Gazze seridinde askeri ve sivil olarak bulunmaktaydi. Kendi istemedigimiz bir "mantiksiz savas" sonrasinda (mantik her halde bu durumda Auschwitz'e donmek olacakti) o topraklari ele gecirdik (savas kazanmanin da gunah oldugunu kabullenelim tabii).
Sonunda 2005'te "mantikli olani" yaptik ve Gazze topraklarindan cekildik.
O gunden beri de Israel'in guneyindeki sehir ve yerlesimlere "mantikli" fuzeler yagmaya devam ediyor.

Bu tip basliklar atarak kime yaraniyorsunuz?

Boylesine bir baslikla sizlerin de (ne kadar yelpazenin soluna kaymis olsaniz dahi) mutabik oldugunuzu dusunemiyorum.

O zaman nedir?

Haber ise haber olarak verin.
Yorum ise karsi fikirlere de yer verin.

Salı, Ağustos 23, 2011

KAPSAMLI VE SON TEPKIM.

bs"d

Ve makale yazarinin bana yolladigi cevap uzerine kendisine yolladigim kapsamli son cevabim.
Bu yazismalarimizin bir okuyucu tepkisi basligi altinda yayinlanip yayinlanmayacagi konusundaki soruma da menfi cevap alinca (yazdiklarimin saygisizlik icerdigi kanaatleri sanirim buna neden oldu) kendi olanaklarim ile ulasabildigim zumreye saygisizligimin (eger oyle dusunulmus ise) takdirini birakmak amaci ile tum bu zinciri sizlerle paylastim.

Simdi son tepkime gelelim:

bs"d
Sayin Pinto,
Biraz uzun cevap yazacagim, umarim sabriniz vardir.
Bugun Yahudi Ulusu'nun yarisi 1943 sene evvel - bazi bilgilere gore 1 milyonun uzerinde kayip vererek- suruldugu Eretz Israel topraklarina donerek tekrar kurdugu(muz) bir Yahudi egemenligi altinda yasiyor. Bu egemenligimize guvenerek te "bir daha asla" diyebiliyoruz.

Ama iste bu egemenligimizden yoksun olmamiza sebep temel felaketi sadece dini bir kavram olarak gordugumuzden dolayi aslinda en az bir Holokost kadar bizi ulusca etkilemis bu felaketi kavrayamiyoruz. (Zaten isin derinine girersek Holokost'un Tisha be'Av trajedisinin dalgalarindan biri oldugunu goruruz) Yahudilik'te sadece dini veya sadece ulusal olaylar yoktur.

Neden?

Cunku Yahudilik sadece bir din veya sadece bir irk/ulus degildir. Belki bizlerin en "dini" olay olarak secebilecegimiz "Yom Kipur" gunu dahi milli baglantilari olan bir gundur. Aynen toplumsal alana yansiyan temelinde sosyal ogeler de barindiran Shabat ve Kashrut gibi. Bu yuzden "din" kelimesi Yahudilik baglaminda benim abes buldugum bir kelimedir.
Eger 2000 senelik Yahudi cefasinin baslangic noktasinin Tisha be'Av oldugunu inkar edersek oncelikle her zaman gururlandigimiz ve icinden gectigimiz sartlar icinde mantigin her kuralina ragmen devamimizi surdurebilmemizi saglayan zinciri kopartmis olacagiz.

Bir aile-ulus karakterimizi saptayan unsurlardan biri olan Eretz Israel ile modern Siyonizm politik hareketi olusana kadar (ve bu hareketin olusmasini da saglayan) bagimizi kopartacagiz. Toprak ve lisan bizi bir aile-ulus yapan ogelerden ikisi degil midir? Toprak ile olan bagimiz tum ulusal bayramlarimizda kendini ozellikle gosterir. (Pesah-Shavuot-Sukot kesinlikle milli ogeler tasiyan ve Eretz Israel ile dogrudan baglantili ve "Hag" -bayram- olarak Tora'da adi gecen yegane bayramlardir. Yerkurenin guney yarisinda yasiyor olsaniz dahi Hag Ha-Aviv -bahar bayrami- Pesah'i iki metre kar altinda kutluyor olsaniz da bu milli bayramimiz Eretz Israel mevsimlerine gore kutlanir. Keza Shavuot ve Sukot. Rosh Hashana ve Yom Kipur "Hag" olarak adlandirilmazlar ama yine Eretz Israel ile bagimlidirlar) Ve bu bagdan kopartilmamiz Tisha be'Av olayidir.
Ibranice'de bulamiyacaginiz kelimelerden biri de "tarih" kelimesidir. Modern Ibranice'ye "historya" diye uydurulup yerlestirilen kelime disinda en yakin "divrey ha'yamim" soz grubu mevcuttur. Onun da anlami "gunlerin seyleri - sozleri" olarak pek tatmin edici olmayan bir tanimlama.

Ama Ibranice'de butun bunlari toparlayan bir kelime var. "Zahor" -hatirla. Tum tarihimizin gercek anlami da bu. Hatirlamak.

Israilogullari'nin 3500 senelik tarihlerinin en aci olayi Tisha be'Av'in hatirasini canli tutabilmek icin bilgelerimiz yas tutma kurallarinin da dahil edildigi bazi rituelleri katagorize edip bu hatiranin gunumuze kadar canli kalabilmesini sagladilar.

Yikilan Tapinak her ne kadar Yahudi Medeniyeti'nin merkezini oluturmus olsa dahi, tutulan yas sadece Tapinaga kilitli kalmadi. Eger Tisha be'Av gunu okudugumuz Eha Megilasi'ni izlerseniz ve ayni gun okunan "kinot"u (agitlari) takip ederseniz bu yasin kapsaminin ne kadar genis oldugunu anlayacaksiniz. Hatta bazi cemaatler Tisha be'Av gunu kendi baslarina gelen cesitli felaketleri de konu eden kinot (agitlar) tertiplemislerdir.

Bir yastan soz ediyoruz.

Siz katilmasaniz dahi Yahudi ulusu 2000 seneye yakin o dehsetli olaylar ile olan bagini, hatirasini bu kurallar dahilinde korudu. Yahudi aile-ulusunun bugune varmasina yardim eden etkenlerin biri de -bence en onmelisi- "ortak bir hatira"yi paylasmamiz. Tum evrimimiz boyunca bu "ortak hatirayi" tasimayi basaranlar gelecek nesillerin Yahudi kimliginin tohumlarini da tasidilar. Bu "ortak hatira"nin disina cikanlar maalesef disinda kaldilar...

Uzerinden 70 sene gecmis tarihimizin felaketlerinin en yuksek noktasi olarak ta gorebilecegimiz Holokost ta iste boyle bir "ortak hatira". Rabbi Eliezer Melamed verdigi responsalarindan birinde bir gun gelip Holokost'un da unutulabilmesi ihtimali var mi diye sorulan soruya iste bu noktaya deginerek cevap veriyor. "Ortak hatira" unutulmaz. Unutulmasini engelleyecek kadar agir bir trauma gecirdik. Tum bir ulus olarak "ortaklasa" sirtladik. Aynen gerek 70inci gerekse 1943uncu senesinde "ortaklasa" olarak sirtlamayi basardigimiz Tisha be'Av felaketi gibi.

Holokost'un unutulmamasi icin gereken adimlari attik. Aramizda Holokost'u "asara be'Tevet" orucu ile ananlarin, Yom Ha'Shoa cercevesinde ananlarin bir gun Tisha be'Av'dan anlam olarak hic bir farki olmayan (sadece bize daha yakin oldugu ve teknoloji sayesinde her an neredeyse canli birer sahidi olarak ta sayilabilecegimiz icin) bu gunu -Holokost'u anma gununu- partilerde kutlayarak anmanin bir 'ozgurluk" ifadesi olabilecegini ilan edebileceklerini dusunebiliyor musunuz?

Holokost'tan 70 sene sonra absurd ve iddia edenin algisinin "fesat" olabilecegini hakli olarak dusunursunuz.

Ama ayni sey Yahudi aile-ulusu surgune ciktiktan 70 sene sonra da gecerliydi.

70 sene evvel surgune cikan bir Yahudi'ye bir gun bu gunu "ozgurluk" bahanesi ile anma yerine kutlama sekline donusecek deseydik algisi fesat olmayacak miydik? (Gerci bize verilen soz bir gun gercekten Tisha be'Av'in bir kutlama gunune donusecegidir. Ama en azindan son bir kac gundur yasadiklarimiz dahi daha o gunun gelmedigini gosteriyor)

Bugun Holokost'u anliyoruz, algiliyoruz.

Tisha be"Av'i hisedemiyoruz.

Uzak kaldik. Gerektigi gibi egitilmedik.

Makalenizde de soz ettiginiz gibi bize sadece "denize girmenin yasak oldugu" bir gun olarak iletilen bu temel trajediyi basitlestirdik.

Yahudi devamliliginin temel garantisi olan "ZAHOR" bize gerektigi gibi iletilmedi.

Sadece Tisha be'Av ile baglantili tutmamak lazim bunu. Daha evvel sozunu ettigim tum "ortak hatiralarimiz"dan uzak tutulduk.

Bu yuzden Holokost ile Tisha be'Av arasinda fark olmadigini, birbirlerine baglantili surekli bir felaketin bize kuvvetlenerek ulasan bir dalgasi oldugunun bilincinde degiliz. Ustunuze alinmayin, bu maalesef gelecek nesile Yahudiligi tasimasi gereken bizim neslimizin buyuk bir kisminin muzdarip oldugu bir durum.
Size sunu soyleyebilirim ki, bir veya iki nesil sonra torunlarimizdan Yahudi kimligini tasimaya devam edecekler Tisha be'Av ile Holokost'u ayri tartanlar olmayacaklar. Lafim sadece size degil, kendime de soyluyorum bunu.

"Ortak hatira" konusunda selektiv olmamiz bizi daha da eritecek etkenlerin basinda.

"Ortak hatira" derken de sadece felaketlerden soz etmiyorum.

Tam tersine bize umut veren, motive eden "ortak hatiralarimiz"dan bahs ediyorum. "Yetziat Mitzrayim" - Misir surgunu cikisimiz, "Kriyat yam Suf" -denizin bolunmesi, "Matan Tora" Tora'nin verilisi gibi kimligimizi yoguran, olusturan "ortak hatiralarimiz".

Yakin tarihimizden benim sahsen surgun devirlerimizin en buyuk mucizesi olarak kabul ettigim "kibutz galuyot" -Eretz Israel'e donus surecimizin baslamasi.
Bu ortak hatiralarimizin nesilden nesile devrini saglayan mekanizma bilgelerimizin zamaninda saptadiklari kurallar sayesinde calisti.

Ayni mekanizma Holokost icin de calistirilacaktir. Aynen Tisha be'Av icin basari ile calistigi gibi.
Bir gun Holokost baglaminda da bu mekanizmanin disina cikip "ozgurlestigini" iddia edenler tabii olacak (her ne kadar size bugun absurd ve fesat gelse dahi) ama herseye ragmen bu mekanizma "sorumlulugu" bize ongorulen ve denenmis sekilde sirtlamak isteyenler sayesinde devam edecek.
Benim en buyuk duam bu mekanizmayi calistiranlar arasinda olabilmek. Gercek oldugunu bildigim Holokost kurbanlarina karsi olan vefa borcumu hissettigim sekilde 2 hafta evvel yere oturup okudugumuz Eha Megilasi'nda sozu edilen ama maalesef gercekligini gerektigi gibi hissedemedigim Yerushalayim sokaklarinda oluk oluk kanlari akitilan atalarima da hissedip kendi cocuklarima da devr edebileyim.

Cunku eger gelecek nesillerimizin Yahudi olarak devamini saglamak bizim ustumuze dusen bir sorumluluk ise bunu sadece ve sadece selektiv olmadan "ortak hatiran"nin devri oldugu simdiye kadar ispatlanan tek gercek.

Selamlar ile.
 
david h.

"DENIZE GIRMEK YASAK!' MAKALESINE TEPKIME ALDIGIM CEVAP

bs"d

Kendisine ilk yolladigim okuyucu tepkisine makale yazarinin verdigi cevaptan kisisel bolumleri arindirip konu ile ilgili bolumunu aynen sunuyorum. Bu cecap uzerine kendisine yolladigim ve bu fikir alisverisinin gazetede yayinlanip yayinlanmayacagi hakkinda menfi cevap aldigim ikinci okuyucu mektubumu bir sonraki postta takip edebilirsiniz.


İnançlarımız birbirinden çok farklı ancak bir lafınızı ben de eleştirmek istiyorum. "Sayin Pinto'ya sunu sormak isterdim: Neslimizde halen canli ornekleri ile karsilasabilecegimiz Nazi Soykirimi'ni da mi kendi fiziksel zevklerimize dalarak 'kutlamayi" dusunurdu?" demişsiniz. Holokost, insanlığın en kara ayıbı, en büyük acısıdır. Eğer binlerce yıl önce yıkılan Bet Amikdaşların ardından o gün denize girmememden dolayı, 1939-1945 yıllarında geçen altı milyondan fazla yahudinin canice öldürüldüğü, tarihin en büyük ayıbının ardından "fiziksel zevklerime dalarak kutlayacağımı" gerçekten düşündüyseniz, algınızın fesatlığından maalesef şüphe duyarım.



Sadece Yahudi olduğum için değil, insan olduğum için bu cümlenizi yanlış okumuş olmayı ümit ederdim.
Ben kendimi dindar görmüyorum, sizin tabirinizle din konusunda "bilinçsiz" olabilirim. Benim inancım sizinkinden oldukça farklı. Ancak Tisha Be'Av konusunda sizin değerlerinizi paylaşmıyorum diye Holokost'la ilgili bu soruyu sormanız inanın ki yakışmadı. Farklı bir dinden olsaydım dahi böyle düşünmenize tepki gösterirdim. Holokost'a sadece yahudiler değil, tüm dinlerin mensupları çok saygı duyar, Holokost'u Anma günlerinde tüm dünyadan çeşitli dinlere mensup kişilerin katıldığı anma törenleri, bunun en basit göstergesidir.

"DENIZE GIRMEK YASAK" MAKALESINE ILK TEPKIM

bs"d
Sayin Joelle Pinto'nun "denize girmek yasak!" baslikli kisa ve bence cok anlamli mesajlar iceren yazisina tepki vermek istedim.
Basta degindigi gibi Tisha Be'Av'in 1943 senedir sonuclarini hem fiziksel olarak (Yahudi Ulusu'nun surgun sureci), hem de ruhani olarak (Yahudi egitiminin, dunya gorusunun yara almasi) hissetmekteyiz.
Fiziksel olarak halen Yahudi Ulusu'nun buyuk bir bolumu kendi topraklarindan uzak.
Ruhani olarak yazarin su satirlarindan daha fazlasini eklemeye gerek yok: "Küçük bir çocuk için bayramlar detaylıca anlatılmadığında kabullenmek güç. Bet Amikdaşların yıkıldığını duymak yetmiyor, matem günü, oruç günü… Dindar olmayan küçük bir çocuk için tek anlamı oluyor; sevdiği şeylerden mahrum olmak." (Benim bu cumlede degistirecegim tek kelime "dindar" yerine "bilincli" olacakti)
Bu yukarda alintiladigim cumlesi sayin Pinto'nun devam ettigi ve "birkac kisinin tepki gosterecegini" tahmin ettigi satirlarini da aciklamakta.
Ben de sahsen Yahudi tarihi'ni sadece acilari anarak veya kendimizi her zaman ezilen olarak gorerek islemenin karsitlarindan biriyim. Insanliga ve uygarliga o kadar cok sey kattik ki bu her birimizin gururla dik durmamiza yetecektir.
Ancak;
Sayin Pinto'ya sunu sormak isterdim: Neslimizde halen canli ornekleri ile karsilasabilecegimiz Nazi Soykirimi'ni da mi kendi fiziksel zevklerimize dalarak 'kutlamayi" dusunurdu?
1943 senelik acilarin, kurbanlarin temelinin o "kutlamayi" tercih ettigi Tisha be'Av oldugunu iste maalesef yukarida kendisinin de sikayet ettigi, benim "ruhani bilincimizin koreltilmis" olmasi olarak adlandirdigim erezyon yuzunden kavrayamiyoruz.
Eger Tisha be'Av'da bize gelenek olarak iletilen bazi kisitlamalara da ters durmak "ozgurluk" ise, "Holokost'u anma" gunu sirasinda Sinagoglarimizda mum yaktiktan sonra gonul rahatligi ile bir diskoda vur patlasin, cal oynasin yapabilmek 'ozgurlugune" de cok uzak degiliz demektir.
Hayir sayin Pinto, bu "ozgurluk" degil, bu sadece kendi fiziksel durtulerimize yenik dusmemizi hakli gosterecek sebepler arama istegimiz.
Yazinizin sonunda belirttiginiz "onemli olan iyi ve durust bir insan olmak" konusunda tabii kimse tartisamaz.

Atalarimiz "dereh eretz kadma le'Tora' - ahlaki yasam Tora'dan daha once gelir; eger bu temel yoksa zaten Tora bizim uzerimizde birakmasi gereken etkiyi birakmayacaktir demisler. Bu temel erdemlerin sadece Tisha be'Av ile degil tum Yahudi ogretisi ile de ayni baglantisi var.

Tisha be'Av kisitlamalarini yerine getirmemenin de gunah olup olmadigi konusuna degil Yahudi geleneklerini iletme gorevimiz ve ulusal acilarimiza olan sagduyumuz olarak ele almak gerekir.
Neslimizin 70 sene evvel tanik oldugu son acimiz Holokost'un anisini unutmadan tasiyabilecegimizi garanti etmeyi 6 milyon kurbanimiza bir vefa borcu olarak gormuyor muyuz?

Bet Ha'Mikdash (kutsal Tapinak) yikildiktan 70 sene sonra tasidigimiz aci duygulari tum bir ulus olarak bugune kadar canli olarak tasiyabilmeyi becermis olmamiz size biraz gurur vermiyor mu? Bu "hatirayi" emin olun sozunu ettiginiz 'ozgurluklerimiz"e dalarak tasimadik.
Eminim duymussunuzdur; Napoleon'un bir Tisha be'Av gunu yere oturmus, aglayan ve agit yakan Yahudileri gordugunde "ne oldu, neden agliyorlar?" sorusuna yaninda bulunan Yahudi asilli bir subay "iki tapinaklari seneler arayla bugun yikildi ve surgune ciktilar, onu aniyorlar" diye cevap verir. Napoleon "ne zaman oldu bu?" sorusuna "2000 seneye yakin" diye cevap alinca "2000 senedir unutmayan bir millet mutlaka kaybettigine ulasacaktir" diye cevap verir. Bu hikaye dogru mudur degil midir bilemem ama varilan sonuc ilettigi mesaj acik.
Yazdiklarima Shlomo Ha'Meleh'in Kohelet adli eserinin 3'uncu bolumden alinti ile son veriyorum:
Aglamanin zamani var, gulmenin zamani var.

Yas tutmanin zamani var, oynamanin zamani var...
Saygilarim ile
david h.

SHALOM'DAN BIR MAKALE --DENIZE GIRMEK YASAK!

bs"d

Bundan iki hafta once Shalom gazetesinde yayinlanan bir makale ve bu makaleye verdigim ancak Shalom Gazetesinin yayinlamama karari aldigi tepkilerimi sunuyorum.
Yayinlamayacaklari konusunda bana bu sabah cevap verilince bir sekilde bu konudaki dusuncelerimi genel Turkiye Yahudi toplumuna iletebilmeyi ancak bu yol ile yapabiliyorum.
Gonul isterdi Shalom kendi okurunun tepkisine de yer verebilecek medeni cesareti gosterbilseydi.
Begenelim veya begenmeyelim Shalom Gazetesi Turkiye Yahudileri'nin bir sesi.
Bu ses icinde kendilerine tanidiklari "cok sesliligi" okurlarina da taninmasi luksune henuz laik degilmisiz.

Hepsini bir post halinde degil okunmasi ve takibi daha rahat olmasi icin ayri ayri postlarda birbirlerine link edilmis sekilde yayinlayacagim.
Once makalenin kendisi:
http://webcache.googleusercontent.com/search?sourceid=navclient&ie=UTF-8&rlz=1T4GGIC_enUS239US240&q=cache:http%3A%2F%2Fwww.salom.com.tr%2Fnews%2Fdetail%2F20637-Denize-girmek-yasak.aspx

Denize girmek yasak!


Teşa BeAv haftası yaklaştığı zamanlarda hep çocukluğumu hatırlarım; Büyükada’da sıcak bir yaz günü, kendini plaja atmak isteyen bir kız çocuğu ve duyduğu tüyler ürpertici üç kelime; “Denize girmek yasak!” çünkü o gün Teşa BeAv.
***
Küçük bir çocuk için bayramlar detaylıca anlatılmadığında kabullenmek güç. Bet Amikdaşların yıkıldığını duymak yetmiyor, matem günü, oruç günü… Dindar olmayan küçük bir çocuk için tek anlamı oluyor; sevdiği şeylerden mahrum olmak.
Tahmin ederim ki birkaç kişi bu yazıma tepki gösterecektir. Bunun riskini alarak şu soruyu sormayı isterim; geçmişte dindaşlarımızın başına gelen felaketleri yas tutarak mı anmak gerekir? Yoksa özgürlüğümüzü kutlayarak mı? Ben sadece Teşa BeAv için değil, her konuda bu ikinci şıkkı seçmek isterim. Geçmişimizi bilmek fakat inancımızı kendi içimizde hissettiğimiz gibi yaşamamız gerektiğini düşünürüm. Belki kızacaksınız ama bir iş günü değilse eğer, Teşa BeAv’da ben havuza veya bulursam denize de girerim; çünkü özgür olduğum için, çünkü kimse yasaklayamayacağı için, çünkü havuzda başıma bir şey gelme ihtimalinin İstanbul trafiğinden daha az ihtimal olduğu için, çünkü günah olduğuna inanmadığım için, çünkü önemli olanın iyi ve dürüst bir insan olmak olduğunu düşündüğüm için…
***
Belli günlerde ve belli kalıplarda şükretmek gerektiğine inanmam, bazen hayatın akışında önemli olmayan konulara kafamı taktığım için kendi kendime çok kızarım. Bugünlerde trafikteki sürücüler iş dönüşü saatlerinde biraz sinirli. Niyetli oldukları için anlayış göstererek fevri davranmıyorum ancak trafiğin verdiği sinir biraz kişinin içinde birikiyor. Geçtiğimiz günlerde yeşil ışık yanar yanmaz önüme fırlayan dikkatsiz genç adama tam kızmak üzereyken kör olduğunu fark ettim. Elinde asası, kolunda kitapları… Yine ufak tefek olaylara kafamızı taktığımız için utandım. Yirmili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim genç adam muhtemelen Braille alfabesiyle kitaplarını okuyup okulunu bitirecekti bir gün, ya da en azından kendini geliştiriyordu. İki gözü kusursuz görüp eline bir kitap almayanlara hayat dersi verir gibi… Braille alfabesi fikrini geliştiren Napolyon belki askerlerinin öğrenmesini ve gece karanlıklarda okumalarını sağlayamamıştı ama engelli genç insanlar bugün üniversite bile bitirebiliyorlar artık.

***
Denizden bahsetmişken, bugün adalarda oturan çocuklar Teşa BeAv olmayan günlerde bile neredeyse denize giremiyor. Adalarımızın denizi uzun yıllardır çok pis. Çocukluğumuzun güzel Büyükada’sı ise her geçen yıl daha nostaljik kalıyor. Starbucks’ı da Migros’u da geçersek, “bugün denize girebilir, az pis” diyeceğinizi düşünebilir miydiniz çocukluğunuzda? Bizim siyah beyaz Prinkipo resimlerine bakarken Ada halkının eski şıklıklarına özendiğimiz gibi, yeni nesil de Büyükada’da denizde yüzerken çekilen çocukluk resimlerimize hayretle bakar mı bir gün?

10 Ağustos 2011

Cuma, Ağustos 12, 2011

ISRAIL'IN TEK IKI SECENEGI

bs"d

Shalom gazetesinden:
http://www.salom.com.tr/news/detail/20679-Israilin-tek-iki-secenegi.aspx

Gazeteci Caroline Glick, The Jerusalem Post Gazetesi'nde yer alan makalesinde İsrail’in Filistinlilerle ilgili olarak sadece iki seçeneği olduğunu savunuyor
El Fetih lideri Mahmud Abbas, bu hafta İspanya ve Norveç hükümetlerini, İsrail ile görüşmeleri bir kenara bırakıp Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun Gazze Şeridi’nin yanı sıra Yehuda, Şomron* ve Yeruşalayim** üzerinde de Filistin hâkimiyetini tanıması girişimlerine destek olmaya ikna etme amacı ile Avrupa'da bulunmakta.
Filistinliler, ABD'nin desteği olmadan bu girişimlerinin Güvenlik Konseyi'nin desteğini kazanamayacağın ve bu yüzden de hiç bir kanunsal hükmünün olamayacağını biliyorlar.

Ancak yeteri kadar baskı yaratırlarsa sonunda İsrail’in sözü geçen bölgelerdeki kontrolünün çözüleceğine ve İsrail’in var olma hakkını hiç kabul etmeden kendi kontrolleri altına alabileceklerine inanıyorlar.

El Fetih’in bu atılımı ve Hamas ile yaptığı anlaşma İsrail açısından gerçekler ile yüzleşmesinin vaktinin geldiğini berrak bir şekilde ortaya koymakta: Yehuda ve Şomron konusunda sadece iki gerçekçi olasılık mevcut. Ya Filistinliler Yehuda ve Şomron'un kontrolünü ellerine alacaklar ya da İsrail bu bölgeleri ilhak edecek.
Filistinliler bu bölgeyi kontrolleri altına almaları halinde aynen Gazze'de kurmuş oldukları terör devleti gibi bir terör devleti yaratıp bu toprakları İsrail’e karşı vermekte oldukları savaşta başlama noktası olarak kullanacaklardır.
Filistin kontrolü altında kalacak Yehuda ve Şomron'un bir terör devleti haline geleceği sadece İsrail’in Gazze ve Güney Lübnan çekilmeleri sonrasında edindiği tecrübeye dayanmıyor.
Filistinlilerin kendileri de bu konuda hiç bir sır saklamıyorlar.
‘The Israel Project’ adlı organizasyonun geçen hafta yayınladığı kamuoyu yoklamasına göre Filistinlilerin yüzde 65'i İsrail ile görüşmelerde bulunulması taraftarı olduklarını belirttiler.
Ancak hemen heyecanlanmadan detayları okumalıyız.
Bu ankete göre Filistinlilerin üçte ikisi bu görüşmelerin İsrail Devleti yanında ve Yahudi Devleti ile barış içinde yasayacak bir Filistin Devleti'nin kurulması ile sonuçlanmasını istemiyorlar. İsrail’in yanında kurulacak bir ‘Filistin’in İsrail’e karşı süren savaşlarında bir araç vazifesi görmesi gerektiği kanısındalar. Bu savaşın amacı ‘barış’ anlaşması sonrasında İsrail’den ne geri kalmış ise imha edilip Filistin içine yutulması.
Ortaya çıkan sonuç, Filistinlilerin yüzde 66'sı İsrail ile ‘barış’ görüşmelerinin kasıtlı bir aldatmaca ile yürütülmeli inancında oldukları.
Bunun yanında dörtte üç, Yahudilerin Yeruşalayim'e olan bağlarını reddediyor, yüzde 80'i Hamas tüzüğünde yapılan Yahudilere karşı cihad çağrısını, yüzde 73'ü Hamas tüzüğünde sözü geçen Yahudi ulusunun imhasını destekliyor.
İsrail’in Gazze ve Güney Lübnan çekilmelerinden sonra edindiği tecrübe ne kadar kötü olmuş olsa dahi, İsrail’i bekleyen Yehuda ve Şomron çekilmesi sonrasında olabileceklerin çok daha kötü olacağıdır. Bu çekilme sadece Yehuda ve Şomron'dan saldırılara davetiye çıkarmakla kalmayacak. Diğer Arap ordularının da geriye kalan Yahudi Devleti'ni de istila etmelerine davet çıkaracak. Gazze ve Güney Lübnan çekilmelerinin aksine, Yehuda ve Şomron olmadan, İsrail doğudan gelebilecek bir istilaya karşı kendisini savunması için gerekli arazi derinliği ve topografik avantajdan yoksun olacak. Ayrıca Gazze'den sonra Yehuda ve Şomron'da ikinci bir Filistin terör devletinin kurulması İsrail’in Galil, Negev, Yaffo, Lod, Hayfa ve diğer bölgelerindeki bazı Arap vatandaşlarını da daha evvelden de açıklamış oldukları bu topraklarda otonomi kurma veya Filistin terör devleti ile birleşme sevdalarına da teşvik edici olacaktır. Doğudan gelebilecek sürekli bir istila tehdidi (ve güneyden Müslüman Kardeşler örgütü kontrolündeki Mısır’dan Sina ve Gazze üzerinden) altında yaşayan İsrail büyük bir ihtimal ile içindeki hain Arap vatandaşlarına karşı gereken önlemleri almaktan çekinecektir.
Zamanın Başbakanı Ariel Şaron'un 2001'de uyardığı gibi durum Çekoslovakya’nın 1930'larda içinde bulunduğu zor durum ile paralel olacaktır. Aynen 1930'larda Nazilerin Çek hükümetini Sudetenland'daki hain Alman azınlığa karşı tavır almaktan caydırdığı gibi, Arap Devletleri de (ve nükleer bir İran) Yehuda, Şomron ve Gazze'deki Filistin terör devletini destekleyerek İsrail’in elinde kalan topraklarında egemenlik haklarını yürütmesini imkânsız kılacaklar.
İsrail’in imhası sadece daha önceden kararlaştırılmış olacak.
İkinci olasılık ise İsrail’in düşman Arap nüfusu ile birlikte Yehuda ve Şomron'u ilhak etmesi.
Yehuda ve Şomron'un Arap nüfusunu içine alması ile İsrail’in Arap azınlığının oranı genel nüfus içinde yüzde 20'den yüzde 33'e yükselecek. Açıkça böyle bir senaryo İsrail’i yeni, karmaşık hukuksal, sosyal ve kanuni yaptırım sorunları ile karşı karşıya bırakacak. Ancak bu durum İsrail’in önüne önemli bazı avantajlar ve fırsatlar da getirecek.
İsrail seçim yasalarını tekrar gözden geçirip, nispi seçim ve temsil sistemi yerine doğrudan bölgesel seçim ve temsil sistemine geçme yoluna gitmeyi gündemine getirecektir. Arap vatandaşlarını da aynen Yahudi vatandaşları tabii tuttuğu kanunlara tabii tutma yoluna gidecektir. Buna sivil inşaat kanunlarından vatan hainliğini kapsayan ciddi kanunlara kadar bir çok yasa dahil olacaktır.
Her ne kadar sözü geçen kamuoyu araştırması sonuçlarına göre Filistinlilerin yüzde 53'ünün sınıflarda bu şekilde bir antisemitizm aşılanmasını desteklemelerine rağmen Arap öğrencilerin bundan böyle Yahudi nefreti ile aşılanmalarının engellenmesini garanti altına alacaktır.
Bu adımların yürürlüğe koyulması zor olacaktır.
Diğer taraftan Yehuda ve Şomron'un ilhak edilmesi İsrail için kesin avantajlar taşımakta. Örneğin İsrail tüm bu alan üzerinde askeri kontrolü tekrar kazanacak. İsrail 1996'da bu kontrolün büyük bir bölümünü FKÖ'e bırakmıştı. İsrail’in kabul ettiği FKÖ'nun kuracağı Filistin silahlı güçleri Filistin terör makinesi içinde merkez bir rol aldılar. Bu silahlı kuvvetler Filistin toplumunun İsrail’in imhası yönünde bir doktrine tabii tutulmasında da anahtar pozisyondaydılar.
Bu terör odaklarının dağıtılması ile İsrail vatandaşlarını terör saldırılarından koruma yönünde önemli bir yol kat etmiş olacak. 1967'den beri ilk defa can damarı bu topraklar üzerine hâkimiyetini ilan etmesi ile İsrail kendi vatandaş ve destekleyicilerinin birlikte kucaklayabilecekleri açık bir durum yaratacak.
İlhak aynı zamanda İsrail’in politikacı ve temsilcilerinin serbestçe Filistin milliyetçiliğinin gerçek patolojik yapısını ve Filistin davası yanında yer alan global solun altında yatan gerçeğin hipokrizi ve antisemitizm olduğunu açıkça dile getirebilmelerini sağlayacak.
Hayır, ilhak kolay olmayacak. Ancak diğer seçenek milli intihar.
Tekrar edersek, bunlar tek seçenekler. Ya Filistinliler bir terör devleti yaratıp küçülmüş, savunulması imkânsız Yahudi Devleti'ne karşı savaş açacaklar ya da İsrail Yahudi Devleti'nin alanını büyütecek.
İsrail 1967'den beri sadece bu iki seçeneğin mevcut olduğunu kabul etmeyi reddetti. Bunun yerine ardı ardına gelen hükümetler ve tüm bir ulus olarak hayali üçüncü seçenekler üzerine umutlarını kurdular. Sol için bu seçenek ‘iki devlet çözümü’ fantezisi oldu. Bu ‘çözüm’ İsrail’in 6 Gün Savaşı sırasında Ürdün ve Mısır’dan aldığı toprakların bir bölümünün veya tümünün Filistinlilerin kontrolü altına girmesi, bir devlet kurmaları ve hepimizin müebbede kadar mutlu bir şekilde yaşamamız şeklinde idi.
Filistinlilerin ezici, sürekli ve şiddetli bir şekilde ne büyüklükte olursa olsun İsrail’in yıkılması istekleri karşısında bu Sol fantezisinin üzerinde durabileceği bir ayağı hiç bir zaman olmadı. Rabin hükümetinin Sol’un bu fantezisini bir devlet politikası olarak kabullenmesi üzerine 1993’ten beri bu fantezi peşinde koşulması sonucu 2000'den fazla İsrail vatandaşı hayatını kaybetti.
Sol’un bu üçüncü seçenek fantezisi sadece Filistin terör makinesinin Yahudileri katletmesine kolaylık sağlamakla kalmayıp aynı zamanda da İsrail’e karşı yürüttükleri propaganda savaşlarına da kuvvet verdi. İsrail’in bu var olmayan iki devlet çözümünü takip etmesi uluslararası alandaki pozisyonunu tarihi boyunca var olmamış bir dereceye kadar yıprattı.
Ortadoğu Dörtlüsü’nün geçen haftaki toplantısı bir sonuç bildirgesi çıkartmadan sona erdi. Üyelerinin Yehuda, Şomron ve Yeruşalayim'de bir Filistin kurulması ihtiyacı hakkında fikir birliğine varamadıklarından değil. Bu zaten onlar için aklın yolu. Bu dörtlünün anlaşamadıkları bir Yahudi Devleti'ni kabul edip etmemek. Verilen bilgiye göre, Filistinlilerin Yahudi Devleti'nin var olma hakkını tanımalarının barış anlaşmasının bir parçası olmasını belirtecek kelimelere Rusya itiraz etti.
Bu da zaten fazlası ile açıkça ortadaydı. Bu akılsız iki devlet çözümü İsrail’in meşruluğunu Filistin Devleti'nin kurulması ile bağlamakta. Bir Filistin Devleti kurma sorumluluğunu da İsrail’e yüklemekte.
Her zaman İsrail ve ABD dışında herkesin bir Filistin Devleti kurulmasını kabul ettiği ve İsrail ile ABD dışında kimsenin Yahudi Devleti’nin varlığını kabul etmediği için, kendi meşruluğunu Filistin'in devletleşmesine dayaması ile İsrail kendi kendinin öcüleştirilmesini başlattı. İsrail kendi var olma hakkını yine kendisini yok etme amacına sadık bir terör devletinin kurulması ile bağladığı süreyi uzattıkça dünya milletleri İsrail’in var olma hakkını kabul etmeye kendilerini gittikçe daha az mecbur hissedecekler.
Sağ kanada gelince, onun da liderleri kendilerince hayali üçüncü seçenekleri benimsediler. Ya Ürdün gelip bizi kurtaracaktı ya da Filistinliler bizi sevmeye başlayacaklardı veya başka bir şey.
Sol’un ve Sağ’ın fantezi seçeneklerinin ortak noktaları Filistinlilerin veya Arapların bir bütün olarak sonunda değişebilecekleri doğrultusundaki inançları. İki tarafın da hayali üçüncü seçeneklerinin iddiası yeterli ikna ile veya zaman ile Arapların davranışlarını değiştirebilecekleri ve İsrail’i yok etme amaçlarından vazgeçecekleri yönünde.
Bizim bu 44 senelik fantezi diyarı oyunumuz bizi sadece askeri ve diplomatik olarak zayıflatmadı. Bu tartışmayı politik arenanın iki ideolojik ucuna terk etmemize neden olarak bizi içten parçaladı. Açıkça söylemek gerekirse, genel müzakeremizin yüzde 99'unu radikal Sol’a, yüzde 1’ini de radikal Sağ’a teslim ettik. Sol'un bu müzakere üzerinde olan kontrolü diğer ideolojik muhalefetin yükselen bir oran ile Devlet'ten uzaklaşmasına neden oldu. Bu zaten yeteri kadar kötü bir durum ancak Filistinlilerin tartışmasız aldatmacaları ve İsrail’in imhasına olan sürekli adanmışlıkları aşırı Sol’u mantığın ve gerçekçiliğin sınırından dışarı attı.
İsrailli yoldaşlarını iki devlet rüyasının barış getireceği konusunda ikna edemeyen İsrail Sol’u uluslararası Sol ile İsrail’in var olma hakkını yasa dışı etmeye çalışan ve kendini savunma yeteneğini baltalayan cırtlak kampanyalarında işbirliğine gitti.
Radikal Sol'un Knesset'in kabul ettiği anti-boykot yasası karşısında verdiği isterik tepki durumun acılığına bir örnek. Kısmen hafif bir yasa olarak bu kanun İsrail karşıtı boykotlar teşvik etmeyi sivil bir suç olarak tanımlıyor. İsrail’e karşı ekonomik savaş açmış kişilerin devlet imtiyazlarından yararlanmalarını önleyen ve sivil davalarda maddi cezalara mükellef olabilmelerini sağlayan bir yasa.
Sol'un bu isterikçe yapmakta olduğu yasanın aşağılanması, destekleyenlerin faşist olarak tanımlanması kampanyası ve Yüksek Mahkeme yolu ile iptal edilmesi yolunu araması, Sol'un kendi rüyası peşinde koşarken kendi ülkesine karşı da savaş açabileceğini açıkça ortaya koyuyor.
Genel müzakerenin ideolojik deliliğin derinliklerine sürüklenmesinin yanında İsrail’in bu fanteziye sarılması önümüzdeki gerçek iki seçenek hakkında aklı-selim bir tartışmaya girmemizi imkânsız kildi. Bu iki seçenek üzerine tartışmanın zamanı geldi, birini seçelim ve ilerleyelim.
Kaynak: Israel’s only two options
The Jerusalem Post / 18 Temmuz 2011
* Yehuda ve Şomron: Atık İsrail topraklarında Ürdün Nehri kıyısındaki iki bölge. Yanlış olarak "Batı Şeria" diye anılmakta.
** Yeruşalayim: Arapça El-Quds, Türkçe Kudüs olarak geçen tarihteki ve modern İsrail Devleti'nin başkenti.







Perşembe, Haziran 23, 2011

SHALOM'DA GUZEL BIR YAZI

bs"d
Karel Valansi'nin bu haftaki yazisi benim hosuma gitti. Begenmedigim noktalari soylemekten cekinmedigim gibi boyle begendiklerimi de bildirmeyi durustluk olarak goruyorum.
Sadece yazida bir noktaya ekleme yapmak isterdim:

Friedman’ın bu iyimser tablosunda unuttuğu birkaç nokta var. Arap devletleri 1947’de kabul etmedikleri bir kararı neden şimdi, üstünden 64 yıl geçtikten sonra kabul etsinler? İsrail’i bir Yahudi devleti olarak, 1967 sınırları veya başka bir sınırla, hangi Arap ülkesi tanıyacak?

Benim bu konuda dusuncem Araplar'dan evvel, kendisine acilan tum savaslardan (67 savasini da kendisine acilan savas olarak kabul edersek) zafer ile cikan Israil neden bu tip bir istege evet desin?

Bence Araplar icin -- rasyonel olanlari icin -- Thomas Friedman'in teklifi buyuk bir zafer olarak nitelendirilebilir. Ama Israil'in kendisini savunmasi imkansiz olabilecek sinirlara tum kaybedilen canlara ragmen donmeyi kabul etmesi imkansiz olacaktir. Bugun ap acik izledigimiz gelismeleri de goz onune alirsak Israil'in bu tip bir plana evet diyecek Araplara'a da guvenmesi akillica olmayacaktir.
Bu da Thomas Friedman'in en az elestirdigi ABD yonetimleri kadar fikir ozurlu olduguna isaret.

Perşembe, Haziran 16, 2011

SHALOM GAZETESINE BIR OKUYUCU MEKTUBU

bs"d

Kontrol noktalarini elestiren yazinin Shalom gazetesinde cikmasindan sonra gelen tepkilerden biri bugun okuyucu mektuplari bolumunde yayinlandi.
Tavsiye ediyorum: OKURDAN

OKURDAN; İsrail sınır kapısında bir sabah


“İsrail sınır kapısında bir sabah” başlıklı 1 Haziran 2011’da yayınladığınız makale özeleştiri olmaktan ziyade, ‘sarı gazetecilik’ ve dezenformasyon sınıfına uygun. Bu makalenin New York Times’ta yayınlanmış olması, yazınızda tekrarladığınız gibi iki Yahudi tarafından yazılmış olması içeriğinin doğru olduğuna delalet etmez.
Makalede, ‘Kalandia Kontrol Noktası’ Filistinli çoluk çocuğun hastanelere, camilere gitmek için geçmek zorunda oldukları sakin ve huzurlu bir geçit noktası olarak tanımlanıyor. Böyle sakin bir geçidin neden yalnız bir kişinin geçebileceği dar bir tünelden oluştuğu, niye çocukların ve ihtiyarların oturabilecekleri yerlerin olmadığı, dikenli tellere, turnikelere neden ihtiyaç bulunduğu soruluyor. Bu sorulara yanıt olarak, zalim İsraillilerin zavallı Filistinlilere fiziksel acı çektirmek istemeleri, vurdumduymaz İsrail askerlerinin de bu durumdan zevk aldıkları iddia ediliyor.

Şimdi bir de bu sakin geçitte iki gün önce 40 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olaylar hakkında aşağıda linkini verdiğim haberi okuyup video klipini izleyin.
http://www.jpost.com/VideoArticles/Video/Article.aspx?id=223730
Görebileceğiniz gibi, makaledeki yüzlerce zavallı, masum çocuk ve ihtiyar- bu gün molotof kokteylleri, yanan lastikler ve taşlarla geçitteki askerlere nasıl hücum ediyorlar. Göstericiler, “Hedefimiz Yeruşalayim” diye yürüyorlar, niyetleri Ramallah’dan Yeruşalayim’deki El Aksa Cami’ne varmak, hücumları öyle şiddetli ki ancak gözyaşı gazı sayesinde dağıtılıyorlar. Yaralılar arasında İsrailli polisler var. Göstericiler, “niyetimiz savaşmak, masaya oturmak değil” diyorlar. Üstelik bu olaylar daha üç hafta önce İsrail’in kuruluş yıldönümündeki yine aynı masum Kalandia Geçidi’nde meydana gelen olaylara nazaran çok daha ılımlı. Özetle, bu masum geçitte bir ay içinde yüz kadar yaralı. Şimdi sizce, bu geçitte uzun boylu bir kontrole, dar geçitlere, dikenli tellere, turnikelere ihtiyaç var mı, yok mu?

Doğru olup olmadığını kontrol etmeden yayınladığınız, maksadı İsrail’i ve askerlerini şeytan gibi göstermekten başka bir şey olmayan bu makale bana Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein’ın bir hikâyesini hatırlattı: Adamın biri, bir gazete bayiinden geçerken gözüne bir manşet ilişmiş. Haber o kadar olağanüstüymüş ki haberi doğrulamak için o gazeteden bir tane daha satın almış. Hala şüphede, o gazetenin bütün nüshalarını satın almış, aynı manşeti yüzlerce kere okumuş ve böylelikle doğru olduğuna kanaat getirmiş. Anlaşılan siz de Wittgenstein’ın hikâyesindeki hataya düşmüşsünüz, NY Times’ta yayınlanmışsa, iki Yahudi tarafından yazılmışsa, üstelik yaranmak istediğiniz unsurların hoşuna da gidecekse bu makale muhakkak doğrudur deyip basmışsınız haberi.
Biz İsrailliler, eleştiriden ve özeleştiriden muaf değiliz, ama hiç olmazsa bize karşı iddiaların gerçek olmalarını bekliyoruz. Ümit ederim ki, yazdıklarım bir yerde hata etmiş olabileceğiniz ihtimalini uyandırmıştır.
Sevgi ve saygılarımla
Yosi BENALTABET
7 Haziran 2011

SHALOM GAZETESI BAS YAZISI - BALKON KONUSMASI

bs"d

Shalom gazetesinin bu haftaki bas yazisi ile ilgili dusuncelerim:

Ivo Molinas'in "her elestiriyi antisemitizm olarak almamali" dusuncesine katiliyorum. Bu hataya dusmek bize zarar verecektir.
Ama bu elestirinin nereden geldigini, arkasindaki fikrin temelini de bilmek lazim.


Bizi en cok elestiren kimdi? Ama ayni zamanda da savunan.

Moshe Rabenu.
Ama elestirilerinin nereden geldigini, amacini, sevgisini icimizde hissettigimiz bir elestiri.

Biz elestiriye, oz elestiriye acik bir ulusuz. Ama degerlerimize hakarete acik degiliz. Ivo Molinas bunu anlamiyor. Anlamamak isine geliyor ve Russell Crowe'u kendine kalkan yapip gecen haftaki ayiplarina "sanegor" (avukat) yaratmaya calisiyor.

Yanlisa yanlis ekleyerek.

Hangi yanlis?

Iki haftadir dikkat ettigim bir kelime ile sunnet yasaginina tepkiyi belli bir gruba sinirliyorlar. Kullanilan kelime "inancli". Sanki sadece "inancli" Yahudiler bu kanun tasarisindan etkilenecekler ve kiziyorlar. (Daha evvelki ibareyi bu linkte -- makalenin sonunda okuyabilirsiniz) Bu farki yaratarak kendi ayiplarinin (gecen hafta yayinladiklari makale) onune de bir kalkan hazirliyorlar. Bu makaleye sadece "ashiri" Yahudiler-Israilliler kiziyorlar deyip avunabilmek icin.

Bu makalelerde kullanilan "inancli" kelimesi kanimca bu konuda tepki gosteren tum Yahudilere yapilan bir hakarettir. Ben din ve dindar kelimelerini sevmem. Yahudilik ve Yahudi ulusu acisindan din ve dindarlik terimleri abestir, anlamsizdir.

Sunnet Yahudi ulusunun en onemli olgularindan biridir. "OT" (isaret-shahit olmak) diye adlandirilan 3 olgudan biri olan sunnet Yahudi yasam dongusunun en sevincli noktalarindan degil midir? Bu (ot) yalniz "inancli" diye adlandirdiklari kesimi degil her sekli, turu, rengi ile tum Yahudi ailesini simgeler. Bir erkek cocugun Yahudilige ilk adimidir.

Shalom gazetesi bu konuda "inancli" diyerek Yahudi ulusunun bu cok onemli olgusunun degerini dusuruyor. Sunnet hepimiz icin onemlidir."Inancsiz Yahudiler" (ne demekse) sunnet yaptirmaktan vaz mi gecmisler?

Has ve Halila bir Sefer Tora atese atilsa yalnizca "inancli" Yahudiler'in mi ici parcalanir? Ateist oldugunu iddia edenlerin bile boyle bir sahne karsisinda kalpleri burkulur.
Iste "sunnet gelenegimiz - mitzvamiz" da aynen bu mertebededir. Yalnizca Shalom'un tabiri ile "inancli" Yahudiler'in degil tum kanatlarimiz ile Ulus olarak icimiz parcalandi.

Aynen bu sekilde de kontrol noktalarinda hayatlari tehlikede askerlerimizi de asagilayan yazilarin sadece belli bir kisma degil tum Yahudi ulusuna ve ozellikle var olma savasi veren Israil'e zarar verdigini anlamalilar.

Kendi tabirleri ile "inanclisi" ve "inancsizi" ile tum Yahudi ulusuna yoneltilmis bir saldiriyi bir gruba mal etmek cok buyuk bir yanlis.
Tek vucut olmamiz gereken durumlardan biri de bu.
Aynen hayatini one suren askerlerimize yapilan hakaretlere ve asagilamalara da tek vucut olarak karsi gelmek gibi. Bu asagilamalara alet olmak ile degil...

Shalom rav.

Pazar, Haziran 05, 2011

SHALOM GAZETESI'NI DENGELEMEK ICIN

bs"d

Shalom gazetesinin el vermesi ile asagilanan askerlerimizin hakkini onlarin platformunda degil ancak burada ve kendi cabalarimiz ile dengeleyebiliriz. Shalom kendi yazilarina, makalelerine cevap hakki tanimadigina gore isi dengelemek, kazaran bu tip yazilardan etkilenebilecekleri bilgilendirmek icin :
Machsom Watch

Bu yazinin yazarlari ile ayni amaci tasiyan "machsom watch" askerlerimizi NAZILER diye adlandirmaktan kacinmayan, yaralanan ve olmek uzere olan bir askerimize "bunu hak etti" diyecek kadar alcak insanlardir.

Shalom gazetesinin New York Times'tan tercume ederek yayinlamayi dogru buldugu yazinin sahipleri Alain ve Katia Salomon'un Kalandia gecis noktasinda yasadiklari insanlik disi (himmm) kontrol ve yaklasim gercekten yurekleri yirtan bir drama !!!!

Oylesine bir drama ki Israil guvenlik kuvvetleri mensuplarinin kendi canlarinin degerleri goz ardi edilmeli, cunku "her insan terorist degildir" ilkesi ile o noktadan gececek binlerce kisiden bir tanesinin  gerekirse yuzlerce aileyi omur boyu bir aci icinde birakabilecegi akla dahi getirilmemeli.

Ama bazen bu gecis noktalarinin yuzlerce hayat kurtardigi onemli mi?
Veya bu.
Acaba bu gecis noktalari Israil'in sadece oradan gececek olan sivillere hayati zorlastirma amaci ile mi koyuldugunu dusunuyor bu yazarlar? Acaba o noktalardan Israil'e sizma ruyalari gormekte olan yuzlerce hazir terorist yok mu?
Shalom gazetesi bunu goremiyecek kadar mi entelektuellik yarisina girmis durumda?
Bugunun dunyasinda entelektuel -- ozellikle Yahudi entelektuel -- olarak kabule edilebilmek icin artik sadece klasik muzik dinlemek yetmiyor. Tiyatro yazmak hic ise yaramiyor.
Bugun "oz elestiri" adi altinda kendi ulusunu kucuk dusurmek bunun bir kriteri oldu.
Shalom gazetesi de icinde bulundugu durumun sayesinde de bunu yaparak bazi frenlere de basilmis olabilecegini his ediyor sanirim. Ama kimin hesabina.
O sinir noktasida elinde silah, hayati bir iplige bagli 18 yasindaki askerimizin sirtindan.
Yasitlari New York'un, Istanbul'un diskolarinda iken bu 18 yasindaki askerimiz ayni hakki kendi kardesleri de yasayabilsinler diye o sinir kapisinda bekliyor.
O sinir kapisindan gectigi anda o "cilekes zavallinin" nelere neden olabilecegini cok iyi biliyor benim askerim.
Shalom'un editorleri YSK'nin milenyum partisi yapilirken 10 sene evvel yine bir diskoda bu tip bir sinir kapisindan suzulebilmeyi basarmis bir "cilekes zavallinin" yaptigini hatirliyorlar mi?
1 Haziran 2001...

Anilarina ...

Bu makalenin yayinlanmasindan bir hafta once Yerushalayim'e o unutmanin cok zor oldugu sahnelerin donmekte oldugu korkusunu yasamistik. Bu iki yazarin umrunda olmayan bir olaydi belki. Ama Israil guvenliginden sorumlu olanlarin bu gecislerde dikkati arttirmalarinin bir nedeni de acaba bu olabilir miydi?
O kabuslara donmeyi engellemenin bir yolu olabilir mi bu?

Shalom hic bunu hesaba alma geregini, bu makaleyi yayinlamadan hic dusunmus mudur?

Dolfinaryum saldirisinin 10uncu senesinde, Yerushalayim otobus duragi saldirisinin haftasinda Shalom gazetesi Ortadogu ile ilgili yayinlanan binlerce makale icinden pro-Filistin (sic), pro-Arap bu ciftin makalesini secmeyi dogru buldu. Yazarlardan Alain Salomon kendi yasadigi Fransa'da da Islamo-fobia'nin yuzyilin sorunu oldugunu dusunenler arasinda oldugunu da bu konudaki bir kampanyaya imzasini atan "entelektueller" arasinda olmakla kanitlamis biri.

Ayni makaleye ayni onemi baska kim vermis?
Bakin.

New York Times, Palestine Center ve Shalom gazetesi...
En azindan yalniz olmama hissi var.

Çarşamba, Ekim 13, 2010

SHALOM GAZETESI MI , SHALOM AHSHAV GAZETESI MI?

bs"d

Gecen hafta Shalom Gazetesin'nin attigi "Barisa Yerlesim Engeli" basliginin devami olarak bu hafta karikaturist Izel Rozental'in cizimi dikkatimi cekti. Gerci gecen hafta da Izel Rozental'in "baris guvercini"ni ezen Israil buldozeri karikaturu atilan basligin cizgilenmis hali idi.

Bu haftaki karikatur de ise "savas naralari" atan bir vatandas ile yapilan roportaj konu edilmis.
Izel Rozental'a ve Shalom gazetesinin politik cizgisini belirleyenlere bir kac uyarim var.

Oncelikle bu fikri savunan , yani "gercek baris"a Ortadogu'da ve sahip oldugumuz komsular ile sadece ve sadece kuvvetli olarak ve gerekirse savasarak ve (kusura bakmasinlar) ama bu savaslardan da GALIP cikarak varilabilecegini dusunen milyonlar mevcut.
Bu milyonlarin icinde gerek halen savasabilecek konumda olanlar ve gerekse de yakinlarini bu savaslarda kaybetmis olanlar var.
Aynen gecen gun buraya ilettigim Profesor Aumann'in kendi oglunu kaybettigi gibi.
Aynen Profesor Aumann gibi veya binlercesi gibi tum acisina ragmen ve tum acilari ile bulundugumuz cografyanin hayalperestler icin Aushwitz yoluna en kestirmeden gidilebilecek yer oldugunu idrak edenler de var.
Gerek Israil'in gecmis savaslarinda (ozellikle Yom Kipur) , gerekse son Lubnan Savasinda yurtdisinda yasayip (yani Israil disinda-- Turkiye degil ) bu goreve kosanlarin da varligini cok iyi biliyoruz. Yuzlerce ve binlercesi mevcut.
Son secimlerle de belli oldugu gibi Israil'de goz ardi edilemiyecek bir toplum tarafindan savunulan bu fikrin "savas naralari" atan kesmin yansimasi olarak bu sekilde cizilmesi Shalom Ahshav Gazetesi'nin yomumu belli ediyor.
Sanirim karikaturun sadece belden yukari cizilmis olamasi da belki bu beyin tek bacakli bir savas gazisi olmasindan dolayidir . Kim bilir ?

Çarşamba, Ekim 06, 2010

MAHALLENIN YENI DELISI

bs"d

Bugun bana ulasan bir mail beni shu bloga yoneltti :
RASHI ON SHALOM

Okumanizi tavsiye ederim.
Yazilanlara katilmamam elde degil ve ekliyeceklerim de olacak.
Vakit yok simdilik bu yeni delinin blogu ile idare edin.

Ama kisaca Shalom J-street ideolojisini benimsemis bir hava veriyor bu baslik ile. Bari Vahabi paralari kekinden bir dilimcik te onlar hak etseler de bir ise yarasa.
Related Posts with Thumbnails